ifistanbul

Cihan ADIYAMAN
İTÜ-Mimarlık Fakültesi
 22.02.2010

                   
İF İSTANBUL’DAN BAHMAN GHOBADİ GEÇTİ

            İf İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali sonra ererken, merakla beklenen filmlerden biri olan “Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok” adlı filmi de geride bıraktık. İçeriği trajedilerle dolu sanat ürünlerine “Güzel” demek, oldum olası beni düşündüren bir olaydır. Nasıl olur da insanı üzen, ağlatan ve insana acı veren şeylere güzel diyebiliyoruz. Nasıl oluyor bilmiyorum, ama bu çelişkiyi yoğun olarak ilk defa Picasso’nun Sabancı Müzesinde sergilenen Guernica adlı tablosuna bakarken yaşamıştım. Sanatçının tablosu, İspanya’nın Guernica adlı kasabasında, iç savaş döneminde faşist yönetimin bombalarına maruz kalan insanların kaçış dehşetini temsil ediyordu. Bu dehşeti yansıtan tabloyu gördüğümde büyülenmekten kendimi alıkoyamadım. Evet, tablo bir dehşet anını sembolize ediyordu, ama bu onun güzel olduğu gerçeğini (çelişkisini) yok etmiyordu. Bu çelişkiyi uzun zaman sonra bu yoğunlukta işte bu filmde yaşadım. İran’daki yasak müzik türlerinin, yeraltındaki trajik yaşam hikayesi gerçekten de güzeldi. Yönetmenin diktatör olarak değerlendirdiği İran rejimi, kadınların (bir grupta 4 tane kadın olmadığı sürece) müzik yapmasını, seslerinin erotizmi çağrıştırdığı gerekçesiyle yasaklamakla kalmıyor;  hip hop, rock, rap, heavy metal gibi müzik türlerini de yasaklayarak gençlerin müzik yapma hakkını ellerinden alıp, sonuçları her ne kadar ağır olsa da, onların yeraltına yönelmelerine neden oluyor. Oysa yönetmen kadın sesinin Tanrıya ulaşma yolarından biri olduğunu düşünüyor. İşte İranlı ünlü Kürt yönetmen Bahman Ghoba’di, bu defa resmi izin olmaksızın bu yeraltı müziğine, oyuncuların gerçek yaşamlarından yola çıkarak ışık tutmaya çalışıyor.

            Zorunlu sebeplerden dolayı 18 günde çekilen bu film, İran’da, yönetmenin “Yarım Ay” adındaki önceki filmi ile aynı kaderi paylaşıyor. Film yasaklandığı için halk tarafından izlenmesi imkansız hale geliyor. Bu sebepten dolayı, amacı tamamen yaşananlara ışık tutmak olan yönetmen, ekonomik kaygıları bir kenara bırakarak, filmin kopyalarını para karşılığı olmaksızın, el altından halka ulaştırmaya çalışıyor. Bu şekilde, yasaklanan filmin İran’da mümkün olduğu kadar çok izleyici ile buluşmasını sağlamaya çalışıyor.

             İran’da bir insanın başına gelebilecek beter bir şey varsa sanırım o da Kürt olmaktır. Ve beterin beteri dediğimiz olay, yani İran’da Kürt olmaktan daha kötüsü de hiç kuşkusuz sunni bir Kürt olmaktır. Bu şartlarda sunni bir Kürdün yapmaması gereken bir şey varsa o da üçüncü sınıf vatandaş olduğu bir ülkede rejim alehinde film yapmaktır. Aksi taktirde ya mahkumiyet ya da sürgün kaçınılmaz oluyor. Tabi bütün bu gerçeklerden Bahman Ghobadi de artık İran’a gidemeyerek, gitse dahi sanatını icra edemeyerek payını alıyor. İf İstanbul’daki söyleşide yönetmen, İran’a gidebildiği taktirde gerçekleştirmek istediği pek çok projesi olduğunu ama ne yazık ki şimdilik bunun zor göründüğünü üzüntüyle belirtiyordu.

            Oyuncuların gerçek yaşamöykülerinden yola çıkılmasından kaynaklanıyor olacak; film belgesel tadında başlayıp, belgesel tadında bitiyor. Theo Angelopulos’un filmlerinde müziğin işlevi neyse sanırım burada da müzik aynı görevi üstleniyor. Bir farkla: Angelopulos’un filmlerindeki Goran Bregoviç usulü ruhu dinlendiren, insanın kanına işleyen, temel enstrümanın akordeon olduğu müzikler burada yerini -filmin başında şarkı söyleyen yönetmen ve ortasında arbane çalan kadınlar dışında- rock, hip hop, rap, heavy metal gibi gitar ve baterinin yoğunlukta olduğu gümbür gümbür bir müziğe bırakıyor. Filmin başından sonuna kadar izleyiciyi hikaye kadar müzik de yönlendiriyor. Zaten bu film, yasaklı bir müziğin hikayesi değil miydi… Filmin omurgasını, bir müzik grubu kurup Avrupa’da turnelere çıkmak isteyen iki gencin gruba eleman bulma ve kaçak yollarla vizeleri temin edebilme çabaları oluşturuyor. Burada gözden kaçmayan şey, yönetmenin düğer tüm filmlerinde yaptığı gibi her trajedinin üzerini komik olaylarla törpüleme geleneğine devam etmesi. Bu vesileyle en acı anlarda bile gülecek bir şeyler buluyoruz. Filmin sonuna doğru ise müzik gibi eğlencenin, dansın ve alkolün de yasak olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor ve kendimizi yine bir yer altı eğlence ortamında bulurken, gençler açısından bedeli ağır olacak bir polis baskınına maruz kalıyoruz. Belgesel tadında kötü şeyler anlatan ama güzel bir film. Bir Bahman Ghobadi filmi…





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: şevket karacan( þevket_76hotmail.com ), 05.01.2011, 11:48 (UTC):
güzel

Yorumu gönderen: ekrem( ekrem76.com ), 24.11.2010, 07:34 (UTC):
tüm tacirli köyune saygılar

Yorumu gönderen: ekrem( ekrem76.com ), 29.09.2010, 05:50 (UTC):
ben denizlideki ablamı öpüyorum



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

----TACİRLİ KÖYÜ SİTESİ----
 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
         MAKALELER                      
•  Ferarrisini Satan Nietzche...
Cihan ADIYAMAN
İf istanbul'dan Bahman Ghobadi Geçti ...
Cihan ADIYAMAN
•  Halet i Ruhiyyemiz üzerine Cemil ADIYAMAN 
•   Bir Çocuğun göz yaşı... 
Deniz ÇİFÇİ 

• Özerk yönetimler ve demokrası
Deniz ÇİFÇİ
 
•   Seni Tarif Edemem...
Faruk ÖZTÜRK
•   Sevdanın Adı Aynıdır...
Necef ALTÜRK
Rüya (Şiir)...
İsmail YARAY
                                                   
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Köylümüz Faik Kubilay Öğretmen-Yazar
20.01.2009 14:38:24


LEYLEKLER VE BEN

Leylekler geldi mi?
Leylekler geldi mi anne?
Pembe pembe gülümsüyor mu badem?
Yağmur ......... Yağmur ......... Yine Yağmur.
Akşam sabah , gece gündüz
Neden hiç durmuyor , neden durmuyor
Rüzgardan da kanat takmış
Camlara camlara vuruyor.


Leylekler geldi mi?
Karşı yoncalık doydu mu suya?
Su oturdu mu , şişti mi göletler?
Bu tufanda leylekler çoktan yatar
Uykuya...


Leylekler geldi mi?
Tüyleri pırıl pırıl
Beyaz mı beyaz
Yağmur durdu mu güneş sıcak sıcak parlayacak.
Leyleğin rengi ağaçlara yansıyacak
Göletlere doluşacak leylekler
Kırmızı bacakları bir kalkıp bir inecek
Bıkmadan usanmadan
Bir baştan bir başa
Kısmetini arayacak



Bana söz verdi dedem , anne!
Söz verdi bana dedem
Kesmeyecek kavak ağacını
Devirmeyecek
Kavak ağacının başı yakında
Göğe erecek
Benim ilk leyleğim
Buradaki hazır yuvasına oturacak
Yağmur durdu mu , güneş çıkacak
Sıcak sıcak parlayacak
Leyleğin rengi ağaçlara yansıyacak
İki mi üç mü bilmem
Belki dört beş
Küçük küçük gagalar açık bekleyecek


Duymuştum
Kitaplarda okumuştum
Bende leylek yuvası kuracaktım
Fazla değil azıcık büyüyünce...
Anne leylek sarıp sarmalasın yavrusunu
Korusun yağmurdan , rüzgardan
Bazen de biz çocuklardan
Gönlünce


Düzlük... düzlük...
Sonu gelmez bir ova
Ovanın bu yerinde tek mi tek
Bir kavak ağacı
Gururlu mu gururlu
Yine yağmur çiseliyor
N'olur çıkma rüzgar deli deli
Kavağın kuzey yamacında
Harman yerine denk bir yuva
Yuvada benim leyleğim
Bir kartal kadar da heybetli


Leylekler gelmedi mi?
Leylekler , ne zaman gelecek , leylekler
Ne ....... ne ........... daireler mi çiziyor?
Yavrular soluk soluğa nefes nefese
Yoksa köpek mi var?Belki bir yılan
Kov onları anne, lütfen kov
Akşama sabaha gelecek leylekler
Bir sabah vakti yahut okulu kırdığımızda
İlk leyleği görmek...Yuvasında duruşunu
İşitmek...İşitmek istiyorum
Mahalleninin
Geldi!.. Geldi!.. Leylekler geldi!..
Hep bir ağızdan, hep bir ağızdan
Haykırışını, çırpınışını...
Leylekler gelmiş anne
Gelmiş leylekler..
Ne çok görmek isterdim
Ne çok...
Tanrıya yakarışını


Faik Kubilay-Öğretmen-Yazar
&
EV HANIMINDAN EV BEYİNE

Bugün Pazar kuruldu
Ev eksiği soruldu
Hanım yazdı bir liste
Bey okuyunca yoruldu


Kahve, şeker, çay lazım
Tursil, persil; fay lazım
Güzel kıza toy lazım
Pırtı-sandık alda gel.

Aman! Sucuk hoş olsun,
Peynir, ciğer yaş olsun
Kıyma-tavuk kuş olsun
Böbrek, dalak dilde al!

Unutma tunç tavayı
Sarı sarı ayvayı
Düşünmeli yuvayı
Pencereye tül de al.

Boş tencere, boş tava
Dolu olsun bak kova!
Bugün çok sıcak hava;
Limon-ayran bulda al.

Pasta-börek saklıdır,
Helva-lokum tatlıdır
Baklavalar katlıdır
Dükkanından tartta al!

Badem, ceviz kırılsın
Mısır, nohut kavrulsun
Bir küp turşu kurulsun
Biber, sirke, tuz getir.

Sedef düğme yapılır
Elmas küpe takılır
Altınlarda satılır
Sarraf sarraf gez getir!

Ciğer getir kediye
Yetiş saat yediye
Düğün için hediye
Paket paket düz getir.

Bardak-tabak kırıldı,
Çanak-çömlek yarıldı.
Yaralarım sarıldı
İlaç-merhem tez getir!

Sana-bana pijama
Oğlan-kıza fanila
Büyük-küçük karyola
Metre metre bez getir.

Kilo kilo pastırma
Paket paket makarna
Külah külah dondurma
Erimeden tez getir!

Pahalıdır iyi mal;
Kaliteli yağ ve bal
Helva-lokum kaymak al
Birkaç hamal tut getir!

Mangal kürek bozuldu,
Dirsek-boru kırıldı
Odun-kömür azaldı
Yakmak için gaz getir.

İğne-iplik şiş kayıp
İncik-boncuk pul sayıp
Söylemesi çok ayıp
Cımbız-toka bul getir.

Liste liste yazıldı
Daha neler sayıldı;
Toplar iken kağıdı
Bey düştü bayıldı!

Hanım koştu kaldırdı;
Biraz hava aldırdı.
Bey kendine gelince;
Şaka diye yalvardı!

YUSUF TAĞI(TÜRKDEN)
_________________________
Facebook beğen
 
Reklam
 
KÖYÜMÜZÜ ÇOK SEViYORUZ
 
Tacirli'de Yaşanmış Bir Öykü

__ASLANLAR YARALIDA KÜKRER__
Mehmet Emin Adıyaman
Avukat

1930 li yıllardı Ağrı isyanı bastırılmış, isyana katıldıkları ileri sürülenler bertaraf edilmişti. Çevre köylerden kitleler halinde sürgünler yapılıyordu Ege ve Trakya’ya, Tacirli köyü isyana katılmamıştı. Çevre köy ve aşiretlere göre rahatlardı. Başlarına bir sorun açılmayacaktı. En azından böyle düşünüyorlardı..........
>Devamı için tıklayın<

&

SÖYLEŞİ  :   
Haz:Cemil Adıyaman
Kocaeli Ünv  
Hukuk Fakültesi  
Babam Mehmet Emin Adıyaman ile köyümüz, yöremiz, akrabalarımız ve geçmiş ile gelecek üzerine küçüklüğümüzden beri alışıla gelmiş sohbet ve söyleşilerimiz olmuştur. İstanbul da aile içi iletişimimiz ve sohbetlerimizin en güzel taraflarından biride köyümüze, akraba ve tanıdıklarımıza dair olanlarıdır. Doğrusu babamda köye, yöremize ve geçmişe dair meraklı sorularımıza cevap vermekten ve anlatmaktan büyük keyif alır.         >...Devamı...<
ŞİİR
 
HIÇKIRIK

Sevdandır deliye döndürdü beni.
Güneş idim,aşkın söndürdü beni.
Yeter artık sevgilim anla beni.
O mahmur bakışın öldürdü beni.


Seveyim dedim dertlere büründüm.
Rüzgârda toz, toprak gibi savruldum.
Bir başıma amansız dertlerimle,
Bende diyardan diyara süründüm.

Dertli gönlümde şahların şahısın.
Virane kalbimde,her an ahımsın.
Her gün,her gece ve heran,her yerde,
Hep hatırladıkça ahüvahımsın.

Sevdan başımda tüter duman,duman.
Virane olmuş gönlüm,halim yaman.
Beni benden almış kirpiklerin ok,
İki kaşın yaydır,saçların keman.

Bu dünyada mutluluğa hasretim.
Ne etsende sana yoktur nefretim.
Ben dünyada malı,mülkü neyleyim,
Sensin benim malım,mülküm servetim

İsmail YARAY
 
Şimdiye kadar 113334 ziyaretçisiteye girmiştir
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=