aslanlar
ASLANLAR YARALIDA KÜKRER

1930 lu yıllardı. Ağrı isyanı bastırılmış, isyana katıldıkları ileri sürülenler bertaraf edilmişti. Çevre köylerden kitleler halinde sürgünler yapılıyordu Ege ve Trakya’ya, Tacirli köyü isyana katılmamıştı. Çevre köy ve aşiretlere göre rahatlardı. Başlarına bir sorun açılmayacaktı. En azından böyle düşünüyorlardı.

***
Saat sabahın beşiydi, köy derin uykudaydı, uzaktan köpek ulumaları geliyordu.
Önceki geceden kalma acıyla kıvranıyordu Abdulbari Memet her ne kadar ayaklarına kına çekilmiş olsa da karda ayakların donma acısı bir başkaydı, kangrene çevirebilirdi. İlacı kınadır demişlerdi ve akşamdan kına yakılmıştı ayaklarına ,,,
Derme çatma kapı sert bir şekilde açılmıştı, ansızın 10-15 asker içeri girmişti. Akabinde bir yüzbaşı belirivermişti yanı başında
-Abdulbari sen misin?
-Evet
-Kalk bizimle geliyorsun dedi, ve askerlere dönerek alın bunu diye emir buyurdu.
Arkasını dönerek derme çatma evden çıktı.
Abdulbari Memet, arkadan kelepçeli elleriyle bekletiliyordu askerler arasında, köyün kenar bir yerinde. Sonra sırasıyla Mehmet Temir, Kerim Kello, Yusuf ve Hamit Abdullah elleri arkadan bağlı getirildiler.
Beş yiğit, beş selviydiler. Beş yaralı aslan gibi birbirlerine baktılar, sonra etrafta birikmiş köylülerine baktılar.Çoğu akrabalarıydı; analar, bacılar sessizce ağlıyordu. Gün ağarmıştı, köylüler hareketlenmiş her günkü gibi tarlalarına gideceklerdi ama gidenler geri çevriliyordu. Köyden çıkışlar yasaklanmıştı, köy askerler tarafından çembere alınmıştı,

***
Kalabalık giderek artıyordu, ama kimse ses çıkaramıyordu tek kelime söyleyeni de götürebilirlerdi. Abdulbari Memet donmuş ayakları üzerinde zor duruyordu. Yine de dik durmaya çalışıyordu. yaralı bir aslan gibi kükremek istiyordu ama sesi çıkmıyordu. Bir an bacısı Çilley ile göz göze geldi Çilley ağlıyordu gözlerinden sel gibi göz yaşları akıyordu. Sonra arkadaşlarına baktı, toplanmış kalabalığa göz gezdirdi. Bir an gözü gencecik eşi Zeyi ‘ye takıldı kucağında daha bir yaşında olan oğlu Şevket vardı. Bir Şefket’e baktı bir Zeyi’ ye baktı.Vücudunu bir ürperti sardı. Gözleriyle oğluma iyi bak sana emanet der gibiydi.

***
Yüzbaşının gür ve tehditkar sesi yankılandı
-Katırları getirin dedi
Beş selvi gibi yiğidi beş katıra bindirdiler. Beşinin de elleri arkadan bağlı kafeste beş aslan gibiydiler. Fatma son bir çığlıkla
-Abdulbari… dedi
-Ağlamayın… dedi Abdulbari
Sonra döndü son bir kez daha eşine ve oğluna baktı sessizce…
Bir gün öncesinden Abdulbari’nin bir şey yemediği ve aç olduğunu düşündü Fatma . Hızla eve yöneldi bir lavaş ekmek arasına peynir koydu acele dürüm yaptı ve evden çıktı.
Askerler hareket etmişti.
Fatma var gücüyle arkalarından koştu, kortejin sonundaki asker Fatma’ya engel oldu. Fatma diretti asker bu kez dipçikle vurdu. Fatma yere yığılıverdi feryat etti saçlarını yolmaya başladı.
Beş katırın üstünde elleri arkadan bağlı beş dağ selvisi, beş yiğit, kafesteki beş aslan gibi askerler arasında bir bilinmeze doğru götürüldü. Mehmet Temir bülbül gibi sesiyle stran(klam) a başladı. Sesi sonsuzlukta zülüme bir isyan çığlığı gibi yankılandı. Uzaklarda bir keklik öttü, bir çakal uludu, yaralı bir aslan kükredi, anne kucağında bir çocuk ağladı, bir kuş sürüsü kanat çırparak uçtu, yeni doğmuş bir kuzu meledi, iki canlı genç bir gelinin doğum sancıları başladı. Eğer erkek çocuk doğarsa ismini Abdulbari koyalım denildi.
Kalabalıktan mırıldanmalar yükseldi.. Her ağızdan bir ses çıkıyordu.
- Suçları neydi? Niye götürüldüler
- Bir şeyleri yok yarına kadar bırakırlar
- Şerefsizin biri ihbar etmiştir.
- Yok, canım kim ihbar eder ki?
Kalabalık üçer- beşer guruplar halinde yavaş yavaş dağılmaya başlıyordu. Her gurup kendi arasında yorumlar yapıyordu. Abdulbari Mehmet ve arkadaşlarının Ağrı isyanına katılan ve isyanın öncülerinden olan Şeyh Zahir ve Şey Abdurahman’ı sakladıkları onları barındırdıkları söylentisi yayılıyordu,
Abdulbari Mehmet’in Şeh Zahir ve şeyh Abdulrahman’ı Sovyetler Birliği sınırına kadar götürdükleri ve sınırdan geçirdikleri, ayaklarının bu nedenle karda donduğu fısıldanıyordu.

***
Beş ocak sönmüştü o sabah, ağıtlar yükseliyordu beş evden. Ateş düştüğü yeri yakıyordu. Umutlar ile umutsuzluk çatışıyordu; geri getirirler diye umutlananlar ile bir daha geri getirmezler diyenlerin umutsuzluğu iç içe geçmişti. Beş selvi gibi yiğit, beş yaralı aslan katırların sırtında elleri arkadan bağlı ölüme gider gibi gitmişlerdi.”
Günler geçti, sonra aylar,
Ve yıllar geçti onlar bir daha dönmediler,,,
Abdulbari Memet’in bacıları: Fatma, Çilley, Çavreş eşi Zeyi gözlerini uzaklara ufkun yeryüzüyle kesiştiği noktaya diktiler. Ufukta beliren her atlıyı Abdulbari Memet sandılar. Her seferinde umutla karşılamaya gittiler…
Ne umut tükendi ne de Abdulbari Memet ve arkadaşları döndüler….
           25.05.2008
Avukat Mehmet Emin Adıyaman



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: selim turan( ), 11.02.2015, 09:30 (UTC):
slm

Yorumu gönderen: baycan karacan( baycan_karacan7665hotmail.com ), 30.04.2013, 12:51 (UTC):
zeyi nin kucağına bir yaşında yetim kalan yiğit şevket yetim ve zor durumda olanların babası oldu... abdulbari memet geride bir muhtaç babası bırakmıştı... allah mekanlarını cennet eylesin...:( ellerinize sağlık ..Allah razı olsun...beş yiğit geride binlerce yiğit bıraktı...

Yorumu gönderen: baycan( baycan_karacan76hotmail.com ), 30.04.2013, 12:44 (UTC):
zeyi nin kucağına bir yaşında yetim kalan yiğit şevket yetim ve zor durumda olanların babası oldu... abdulbari memet geride kendi gibi bir muhtaç babası bırakmıştı... allah mekanlarını cennet eylesin...:(



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

----TACİRLİ KÖYÜ SİTESİ----
 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
         MAKALELER                      
•  Ferarrisini Satan Nietzche...
Cihan ADIYAMAN
İf istanbul'dan Bahman Ghobadi Geçti ...
Cihan ADIYAMAN
•  Halet i Ruhiyyemiz üzerine Cemil ADIYAMAN 
•   Bir Çocuğun göz yaşı... 
Deniz ÇİFÇİ 

• Özerk yönetimler ve demokrası
Deniz ÇİFÇİ
 
•   Seni Tarif Edemem...
Faruk ÖZTÜRK
•   Sevdanın Adı Aynıdır...
Necef ALTÜRK
Rüya (Şiir)...
İsmail YARAY
                                                   
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Köylümüz Faik Kubilay Öğretmen-Yazar
20.01.2009 14:38:24


LEYLEKLER VE BEN

Leylekler geldi mi?
Leylekler geldi mi anne?
Pembe pembe gülümsüyor mu badem?
Yağmur ......... Yağmur ......... Yine Yağmur.
Akşam sabah , gece gündüz
Neden hiç durmuyor , neden durmuyor
Rüzgardan da kanat takmış
Camlara camlara vuruyor.


Leylekler geldi mi?
Karşı yoncalık doydu mu suya?
Su oturdu mu , şişti mi göletler?
Bu tufanda leylekler çoktan yatar
Uykuya...


Leylekler geldi mi?
Tüyleri pırıl pırıl
Beyaz mı beyaz
Yağmur durdu mu güneş sıcak sıcak parlayacak.
Leyleğin rengi ağaçlara yansıyacak
Göletlere doluşacak leylekler
Kırmızı bacakları bir kalkıp bir inecek
Bıkmadan usanmadan
Bir baştan bir başa
Kısmetini arayacak



Bana söz verdi dedem , anne!
Söz verdi bana dedem
Kesmeyecek kavak ağacını
Devirmeyecek
Kavak ağacının başı yakında
Göğe erecek
Benim ilk leyleğim
Buradaki hazır yuvasına oturacak
Yağmur durdu mu , güneş çıkacak
Sıcak sıcak parlayacak
Leyleğin rengi ağaçlara yansıyacak
İki mi üç mü bilmem
Belki dört beş
Küçük küçük gagalar açık bekleyecek


Duymuştum
Kitaplarda okumuştum
Bende leylek yuvası kuracaktım
Fazla değil azıcık büyüyünce...
Anne leylek sarıp sarmalasın yavrusunu
Korusun yağmurdan , rüzgardan
Bazen de biz çocuklardan
Gönlünce


Düzlük... düzlük...
Sonu gelmez bir ova
Ovanın bu yerinde tek mi tek
Bir kavak ağacı
Gururlu mu gururlu
Yine yağmur çiseliyor
N'olur çıkma rüzgar deli deli
Kavağın kuzey yamacında
Harman yerine denk bir yuva
Yuvada benim leyleğim
Bir kartal kadar da heybetli


Leylekler gelmedi mi?
Leylekler , ne zaman gelecek , leylekler
Ne ....... ne ........... daireler mi çiziyor?
Yavrular soluk soluğa nefes nefese
Yoksa köpek mi var?Belki bir yılan
Kov onları anne, lütfen kov
Akşama sabaha gelecek leylekler
Bir sabah vakti yahut okulu kırdığımızda
İlk leyleği görmek...Yuvasında duruşunu
İşitmek...İşitmek istiyorum
Mahalleninin
Geldi!.. Geldi!.. Leylekler geldi!..
Hep bir ağızdan, hep bir ağızdan
Haykırışını, çırpınışını...
Leylekler gelmiş anne
Gelmiş leylekler..
Ne çok görmek isterdim
Ne çok...
Tanrıya yakarışını


Faik Kubilay-Öğretmen-Yazar
&
EV HANIMINDAN EV BEYİNE

Bugün Pazar kuruldu
Ev eksiği soruldu
Hanım yazdı bir liste
Bey okuyunca yoruldu


Kahve, şeker, çay lazım
Tursil, persil; fay lazım
Güzel kıza toy lazım
Pırtı-sandık alda gel.

Aman! Sucuk hoş olsun,
Peynir, ciğer yaş olsun
Kıyma-tavuk kuş olsun
Böbrek, dalak dilde al!

Unutma tunç tavayı
Sarı sarı ayvayı
Düşünmeli yuvayı
Pencereye tül de al.

Boş tencere, boş tava
Dolu olsun bak kova!
Bugün çok sıcak hava;
Limon-ayran bulda al.

Pasta-börek saklıdır,
Helva-lokum tatlıdır
Baklavalar katlıdır
Dükkanından tartta al!

Badem, ceviz kırılsın
Mısır, nohut kavrulsun
Bir küp turşu kurulsun
Biber, sirke, tuz getir.

Sedef düğme yapılır
Elmas küpe takılır
Altınlarda satılır
Sarraf sarraf gez getir!

Ciğer getir kediye
Yetiş saat yediye
Düğün için hediye
Paket paket düz getir.

Bardak-tabak kırıldı,
Çanak-çömlek yarıldı.
Yaralarım sarıldı
İlaç-merhem tez getir!

Sana-bana pijama
Oğlan-kıza fanila
Büyük-küçük karyola
Metre metre bez getir.

Kilo kilo pastırma
Paket paket makarna
Külah külah dondurma
Erimeden tez getir!

Pahalıdır iyi mal;
Kaliteli yağ ve bal
Helva-lokum kaymak al
Birkaç hamal tut getir!

Mangal kürek bozuldu,
Dirsek-boru kırıldı
Odun-kömür azaldı
Yakmak için gaz getir.

İğne-iplik şiş kayıp
İncik-boncuk pul sayıp
Söylemesi çok ayıp
Cımbız-toka bul getir.

Liste liste yazıldı
Daha neler sayıldı;
Toplar iken kağıdı
Bey düştü bayıldı!

Hanım koştu kaldırdı;
Biraz hava aldırdı.
Bey kendine gelince;
Şaka diye yalvardı!

YUSUF TAĞI(TÜRKDEN)
_________________________
Facebook beğen
 
Reklam
 
KÖYÜMÜZÜ ÇOK SEViYORUZ
 
Tacirli'de Yaşanmış Bir Öykü

__ASLANLAR YARALIDA KÜKRER__
Mehmet Emin Adıyaman
Avukat

1930 li yıllardı Ağrı isyanı bastırılmış, isyana katıldıkları ileri sürülenler bertaraf edilmişti. Çevre köylerden kitleler halinde sürgünler yapılıyordu Ege ve Trakya’ya, Tacirli köyü isyana katılmamıştı. Çevre köy ve aşiretlere göre rahatlardı. Başlarına bir sorun açılmayacaktı. En azından böyle düşünüyorlardı..........
>Devamı için tıklayın<

&

SÖYLEŞİ  :   
Haz:Cemil Adıyaman
Kocaeli Ünv  
Hukuk Fakültesi  
Babam Mehmet Emin Adıyaman ile köyümüz, yöremiz, akrabalarımız ve geçmiş ile gelecek üzerine küçüklüğümüzden beri alışıla gelmiş sohbet ve söyleşilerimiz olmuştur. İstanbul da aile içi iletişimimiz ve sohbetlerimizin en güzel taraflarından biride köyümüze, akraba ve tanıdıklarımıza dair olanlarıdır. Doğrusu babamda köye, yöremize ve geçmişe dair meraklı sorularımıza cevap vermekten ve anlatmaktan büyük keyif alır.         >...Devamı...<
ŞİİR
 
HIÇKIRIK

Sevdandır deliye döndürdü beni.
Güneş idim,aşkın söndürdü beni.
Yeter artık sevgilim anla beni.
O mahmur bakışın öldürdü beni.


Seveyim dedim dertlere büründüm.
Rüzgârda toz, toprak gibi savruldum.
Bir başıma amansız dertlerimle,
Bende diyardan diyara süründüm.

Dertli gönlümde şahların şahısın.
Virane kalbimde,her an ahımsın.
Her gün,her gece ve heran,her yerde,
Hep hatırladıkça ahüvahımsın.

Sevdan başımda tüter duman,duman.
Virane olmuş gönlüm,halim yaman.
Beni benden almış kirpiklerin ok,
İki kaşın yaydır,saçların keman.

Bu dünyada mutluluğa hasretim.
Ne etsende sana yoktur nefretim.
Ben dünyada malı,mülkü neyleyim,
Sensin benim malım,mülküm servetim

İsmail YARAY
 
Şimdiye kadar 113335 ziyaretçisiteye girmiştir
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=