Sanat-Edebiyat

Ehmedê Xanî (Mem u Zin Yazarı)


Şêx Ehmedê Xani Kürt ve Kürdistan tarihinde meşhurdur. Çok önemli bir yeri vardır. Onun yaşantısının öğrenilmesi Kürt kültür, sanat, dil ve edebiyatını öğrenmek açısından önemlidir.

Şêx Ehmedê Xani, 1651 yılında Hakkari’nin Xani köyünde dünyaya gelmiştir. Babasının ismi İlyastır. Xani ismi hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bazı rivayetlere göre Xani Aşiretinden olması sebebiyle, bazı rivayetler annesinin isminin Xanê olması sebebiyle ona Xani deniyor.

Kısa bir sürede, ilim ve kültür alanında ün salmış bu alanda çok ilerlemiştir. On dört yaşlarındayken yazarlık hayatına başlamıştır.

Ehmedê Xani, Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış, bir çok güzel şiir ve eser armağan etmiştir. Eserlerinin şahı “MEM Û ZİN”dir. Bu kitabı 1695 yılında tamamlamıştır. “Nubıhara Bıçukan”da (Çocukların Turfandası) değerli bir eseridir. Bu eseri 1684 yılında yazmıştır.

Ehmedê Xani çok ileri görüşlüydü. “MEM Û ZİN”den de anlaşılacağı gibi, haksızlığa, zulme , gericiliğe, feodal düzene karşı cephe almış bu yolda hayli mücadele etmişti. Zavallıların, yoksulların, çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Çağdaşı olan bazı bilginler gibi yöneticilere ve zalimlere dalkavukluk etmemiş, çıkar peşinde koşmamıştır. Her zaman halktan yana olmuştur.

Makam sahipleri için değil halk için, halk çocukları için çalışmış ve hizmet etmiştir.

Şêx Ehmedê Xani düşüncesinde özgürdü, inandığını cesaretle anlatmış ve yazmış, bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş doğruları ifade etmekten hiç geri durmamıştır.

Şêx Ehmedê Xani o çağın aristokratik modasına uymamış ve diğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Farsça değil, halk diliyle, kendi ana diliyle,Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatının öncülerinden biri olmuştur. Xani, derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti.

17.yy. Kürdistan, Kürtler ve Acemler arasında bölünmüştü. Bu ülkeler, büyük zorbalıklarla, Kürdistan’ı elde etmeye çalışmışlardı. Öyle bir hal almıştı ki, Kürdü Kürde vurdurtma politikaları, ortalıkta dolanıp duruyordu.

Bu kötü durum, bu bozuk düzen, Şêx Ehmedê Xani’nin üzerinde çok etkili oldu. Şêx Ehmedê Xani Kürtlerin birlik olmayışından, çok fazla yakınmaktaydı.

Şêx Ehmedê Xani, bir zaman sonra “Memê Alan” destanını temel alarak güzel ve değerli olan bir isim altında, “ Mem û Zîn” isimli eseri yazmaya başladı. Bu eseriyle, ölmeyen ve zengin bir eseri insanlara bırakmıştı. Büyük yazar Şêx Ehmedê Xani ve destanı “ Mem û Zîn” tüm dünyada duyulmuş bir destandır. Bu büyük eser tüm dünyanın önemli edebiyat parçalarında yer almıştır.

Şêx Ehmedê Xani yalnız yazar değildi.O aynı zamanda filozof, uzman ve politik bir şahsiyetti . O, kendi zamanında Kürdistan’ın özgürleşmesi ve bağımsızlık için elinden gelen her şeyi bir bir yerine getiriyordu. Bu yüzden de vatansever biri ve kendi ülkesinde olan zulümlere karşı yüreği yanan bir kişiydi. O, kendi tüm varlığını ülkesinin özgürleşmesi yoluna feda etmişti. “Mem Û Zîn” bugün Kürt edebiyatının baş tacı olmuş ve kendi güzelliğinden, değerliliğinden hiç bir şey kaybetmeden herkes için ölmeyen bir eser haline gelmiştir.

Ger dê hebûya me îttîfaqek

Vêk ra bikira me înqiyadek

Tekmîlê dikir me dîn û dewlet

Teshîlê dikir me îlm û hîkmet


“Mem Û Zin” hikayesi, “Memê Alan” adıyla halk dili arasında hayli ünlü bir eserdir. Bu hikaye milattan önceden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik bir nitelik kazanan bir destandır.

Şêx Ehmedê Xani de “Memê Alan” destanından ilham alarak o hikayesi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş ve modern bir üslûpla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış, hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser armağan etmiştir. Xani, bu eser de, Memo ve Zin’in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal kültürel ve idari durumunu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş, gözler önüne sermiştir. İyiliği, doğruluğu,suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği Mem Û Zin’in şahsında toplayarak; kötülüğü, dalkavukluğu, fitneciliği ve iki yüzlülüğü de Bekir (Beko) de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir.

Şêx Ehmedê Xani kendisinden sonrakilere de büyük bir örneklik teşkil etmiştir. Bediuzzaman Saîdî Kurdî onun için benim manevi üstadım der. Bediuzzaman’ın onun mezarı başında iken ondan ders aldığı rivayet edilir.

Şêx Ehmedê Xani yüzyıllarca Kürt medreselerinde de bir ekol olmuştur. Medreselere yeni bir soluk kazandırdığı görülür.

Şêx Ehmedê Xani’nin bize üç kitabı ulaşmıştır. Mem û Zin, Nubıhara Bıçukan ve Eqida İmanê.

Kısa hayatına çok şeyler sığdıran Şêx Ehmedê Xani 1707 yılında Doğubeyazıt’ta vefat etti. Ziyaretgahı şu an doğubeyazıt’ta İshak Paşa Sarayının içerisindedir.
 

Melayê Cizîrî
Melayê Cıziri’nin gerçek adı Ahmed’dir. Melayê Cıziri’nin doğum tarihi hakkında birçok rivayet vardır. Kendisinin şiirinde belirttiğine göre Hicri takvime göre 974’te Cizre’de dünyaya gelmiştir. Miladi takvime göre 1566’a denk gelir.

"Ji herfan mah û salê me

Nehat der şiklê falê me
"

Bu da ebced hesabına göre 974’ü gösterir.

Melayê Cıziri Botan aşiretindendir. Babasının adı Muhammed’dir. O da zamanında bütün Kürt halkı arasında bilinen, dindar bir ailede büyümüştür. İlk hocası babasıdır. Sonra Kürdistan’ın birçok yerinde tahsilini devam ettirmiştir. Diyarbakır, Bingöl, Hasankeyf gibi farklı yerlerde ilim öğrenir. İmamlık icazetini Diyarbakır’dan Mele Taha’dan almıştır. Uzun süre Diyarbakır’ın Sırba Köyünde İmamlık yapmıştır. Sırba ve Hasankeyf’ten sonra Cizre’ye gelir ve hayatının sonu kadar memleketi olan Cizre’de kalır. Botan Beyi Mir Şeref Han’ın danışmanlığını yapıyordu. İmameddin Bey (Şeref Han) Melayê Cıziri’ye çok değer verirdi.

Mela Ehmedê Cıziri’nin eserlerinden en meşhur olanı O’nun “Divan”ıdır. Doğrusu diwanından başka hiç bir eserinden bahsedilmiyor. “Divan”ının dışında ağızdan ağza bize kadar ulaşan sadece birkaç şiiri vardır.

Mela Ehmedê Cıziri “Aşkın Piri” olarak tanınır. Aşk şiirleri kısa bir süre öncesine kadar evlerde eşler arasında karşılıklı okunurdu. Bunların dışında divanının her bir bölümü kendi başına bir bilinç ve sanat kaynağıdır. Tarihten, felsefeye, Timurleng ve Cengiz’in barbarlığından, Sokrat’ın teorisine, astronomiden, dünyanın hareketlerine kadar birçok konuda şiir yazmıştır.

Mela Ehmedê Cıziri’nin divanı Kürt edebiyatı açısından büyük bir zenginliktir. Mela şiirlerinde Farsça, Arapça ve birkaç ta Türkçe kelime kullanmıştır. Buna rağmen şiirlerini zengin bir dille yazmıştır. Şiirlerin birçok Kürtçe atasözü ve deyime yer vermiştir. 1500e yakın kelime ile yazmış ve kelimelerinin çoğu Kürtçe’dir. Bugünkü sözlüklerde Mela Ehmedê Cıziri’nin kelimelerinin yer almaması araştırmalarımızdaki eksikliği gösteriyor.

Onun şiirlerinden bazıları halkın ağzından bu günlere kadar gelmiştir. Şiirleri belli süre halk tarafından okunmuştur.

Şiirlerindeki duygu yoğunluğu okuyanları çok etkilemektedir. Melayê Cıziri şiirlerinde Türklerin ve Farsların Kürtlere yönelik haksızlıklarından da bahsetmiştir.

Melayê Cıziri ilmi alanda kendini geliştirmiş ve büyük bir alimdir. Şüphesiz Melayê Cıziri Mutasavvuf idi, bir alimdi ve şiirlerinde saklı olan daha bir çok düşünce var.

Süleyman Şoreş şöyle der: “Bazıları onun ‘Vahdetul Vucud’ meşrebine bağlı olduğunu söylerler. Yani Allah ve alem birdir , farklı değiller. Fakat benim Mela Ehmedê Cıziri’den anladığım onun ‘Vahdetul Mutlaq’ meşrebine dahil olduğudur.” Şiirinde şöyle der:

Wehdetê Mutleq mela nûr e di qelban cela

Zorê di vê meselê ehlê dila şibheme


Bir başka beyitte:

Wehdetê sirf e me meşrep te çi iksîrê wucûd

Em lebaleb çi lebaleb bixwe hemame lebaleb


Mele Xalıd Sadini Melayê Cıziri hakkında şunları söylüyor; “Melayê Cıziri’nin divanında O’nun, bütün hikaye, eski rivayet, örf, adet, İslami ve ondan önceki ilmi kavramlara hakim olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda O çevre halkların tarih ve ananelerinden de haberdardır.”

Mela Ehmedê Cıziri’nin divanında toplam 140 şiir vardır.

Mela Ehmedê Cıziri, her zaman divanı kendisine meslek edinmiştir. Okunmalarında da çok titizdir. Yanlış okunduğunda kızardı.

Mela Ehmedê Cıziri ve Feqiyê Teyran’ın atışmalarından anlıyoruz ki O 1631’de Cizre’deydi. Divanını da o yıl (1631) bitirmiştir. Feqiye Teyran “Îro girya me tê” isimli şiirinde Mela’nın ölümünü işler. Buna göre hicri 1050 yılında (M:1640) vefat etmiştir.

Mela Ehmedê Cıziri’nin ölümü hakkında birçok rivayet vardır.
 Elî Herîrî
İslamiyet sonrası Kurmanci lehçesiyle yazan, ilk şair Şeyh Elî Heriri’dir.(Allah rahmet etsin, mekanını cennet etsin)

Eli Heriri hakkında çok şey bilinmiyor. Onun hakkında bir çok belge Rus Aleksander Jaba tarafından bugüne kadar gelmiş. Jaba’nın dışındaki kaynaklar sözlüdür. Eli Heriri, kendi döneminde Şeyh Eli Heriri adı ile bilinir.

Hicri 400 yılında doğmuştur. Bu da miladi takvime göre 1009-1010’lu tarihlere denk gelmektedir. Bazı rivayetler hicri 10. asırda yaşadığını belirtir. Celadet Alî Bedirhan 1425 yılında doğduğunu söyler.

Eli Heriri, Herir köyünde dünyaya gelmiştir. Herir Köyünün Soran bölgesinde olduğunu belirten rivayetler vardır. Fakat Aleksander Jaba Herîr köyünün Şemdinan bölgesinde olduğunu söyler. Hakkari’ye bağlı olduğunu söyleyenler de vardır.

İleriki dönemler neyi gösterir yapılacak araştırmalar daha kimleri çıkarır bilinmez ama şimdiki verilere göre, Kürt şairlerinin ilki Hamedanlı Baba Tahir’dir. Baba Tahir Hemedani Kürtçenin Lori lehçesi ile yazmıştır. Kurmanci lehçesini ilk kullanan da Şeyh Eli Heriri’dir. Şeyh Eli Heriri Kürt edebiyatının öncülerindendir.

Şiirleri halkımız arasında gece okunurdu. Dinleyenler üzerinde büyük etki bırakırdı. Birisinin güzel şiir okuyuşundan bahsedilip övülmek istendiğinde, “Eli Heriri’nin tadındadır” denirdi. şiirleri akla gelirdi.

Eli Heriri, büyük bir bilgindi. Ozanlığında olduğu kadar bilge yönüde vardı. Halk arasında biri tahsilini iyi yapmadığı vakit “Okudu da sanki Eli Heriri oldu” şeklinde eleştiriliyordu. Özcesi Eli Heriri büyük bir adam, olgun bir alim ve Herir de, bilginin diyarıydı. O şehirde Eli Heriri’den başka bir çok alim ve bilgin çıkmıştır. Özellikle Eli Heriri’nin oğlu Şeyh Ahmed.

Eğer Eli Heriri hakkında iyi bir araştırma ve inceleme yapılırsa, bir çok şey karanlıktan aydınlığa çıkacak, ilginç bulgularla karşılaşılacaktır. Memleketin ve dönemin durumu aydınlanacaktır. Eli Heriri’nin ailesinden birçok kişi tarikat şeyhi olarak yetişmiştir. Babası Şeyh olmakla beraber aynı zamanda medrese hocasıydı. Eli Heriri, ilk eğitimini babasının medresesinde almıştır. Şiirlerinde Elî (Ali), Eliyo veya Şêx Elî ismiyle karşımıza çıkmıştır. Bizim elimizdeki şiirlerinde, her bir şiirinde bu üç isimden birini kullanmıştır. Bu güne kadar bize ulaşan şiirleri incelediğimizde, kaideli şiirlerin ona ait olduğunu görürüz. Şüphesiz Eli Heriri, bilgin bir şahsiyet olarak Kürt toplumunu tahlil etmiştir.

Eli Heriri’nin ismini ilk olarak yazılı kaynaklarda Şêx Ehmedê Xani’nîn Mem U Zin’inde görüyoruz.

Aleksander Jaba Kürt şairlerinin ilkinin Eli Heriri olduğunu belirtir. Zira divan ve şiirlerinin Kürdistan’da, oldukça yaygın olduğu anlatılır.

Eli Heriri’nin şiirleri kolay anlaşılıyor. Şiirleri zarif ve ahenklidir. Bir çok kişi şiirlerini ezberden bilirdi. Feqi ve hoca arasındaki diyalog toplumda genellikle konuşulur ve ondan epey bahsedilirdi.

Bugün Kürdistan’da Eli Heriri’nin adıyla bilinen divan hakkında bilgimiz yoktur. Halk arasında sözleri ve şiirleri sözlü olarak dolaşır.

Albert Sosın, yaptığı derlemesinde Eli Heriri’nin bir şiirini de almaktadır. İsveçce ve elle yazılı bir şiiri vardır. Ne yazık ki henüz kamuoyuna sunulmamıştır.

Ölümü hakkında farklı bilgiler mevcuttur. Tahmini Hicri 970 (M:1078) yılında Kürdistan dışında öldüğü ve kabrinin kendi yurdunun dışında olduğu söylenir. 

TÊT

Dilê mehzûn kefaret bêt ke êm şeb taze mihman têt
Be mizgînî beşaret bit ke mîhman canê canan têt
Ke mîhman canê canane le ser cavê me mihmane
Be mala cumleê xane ke şahê cumleê xan têt
Were ey şahidê şêrîn ji eşqa te dil êxsîrin
Be can menzilgehê mîrin telebkarî ke sultan têt
Telebkarin dil araîm medîm yarin bû yî şaîm
Le bejna 'er'erin daîm sîyeh mar lê be colan têt
Sîyeh maran kire seyran le cotê şubhetê cîran
Ku xas û 'am bibûn heyran le cîran 'enber efşan têt
Du zulfên 'enber efşan in du le'lên şekeristanin
'Eqîq û durr û mercan in le hewzan abê heywan têt
'Ecêb bir ke mirarî tê le sedde qewsê tarî tê
Sîyeh pencên xumarî tê ji mexmûran du eslan têt
Ji mexmûran tu mexmûrî be cî hişt 'eqreba jûrî
Tewafa beytê me'murî le burcan xûn be sîran têt
'Eqarib hat û bê hed hat le wê burca zeberced hat
Vebala qewsê eswed hat le tilbey mahî taban têt
Le heyva kewçêrîn kamil ve ehlan ra nehiştin dil
Û cumle da sefên sunbul le hinda vê gulîstan têt
Gulîstana Xuda riste le çar etraf dilan xuste
Binefş û nêrgiza mest e cinisrê le'l û reyhan têt
Reyahîn sosin û werdin le Şêx Elîyê xerîb ferd in
Weristê ehmer û zerdin herû sed car bi efxan têt
Ji efxanan nemayim têr du'a goyê te ez bê vir
ebête şer du esleh dîr 'heta vî qasidî can tê
ebîne rû şemalînê were hindavî balînê
Ji dest ahan û nalînê çe reng feryad ji esman têt
Be feryad û be hewar e ji dest ahan min ew kare
Me lazim bendeê jar e ji seyyidî çe ferman têt
Seyyidî heq nezer vêra di îqlîman ilim gêra
Qitara gewheran vêra ji nêv kana bedexşan têt
 

Osman Sebri
Osman Sebri, diğer ismiyle Ape Osman, 1905 yılında, o yıllarda Malatya'ya bağlı olan şu anda ise Adıyaman sınırları içinde kalan Narince köyünde dünyaya gelir. Henüz 11 yaşındayken babasını yitirir. Babası bölgede Hoza Mirdesan ağası olarak tanınıyordu. Osman Sebri, amcası Şükrü'nün yanında büyür ve eğitimini çeşitli hocalardan alır.

Osman Sebri, daha 16 yaşındayken amcası tarafından evlendirilir. İlk eşinden Welato isminde bir oğlu olur. Welato 1970 yılında öldürülür. Osman Sebri, 1944 yılında Şam'da ikinci evliliğini yapar. Çerkez olan ikinci eşinden ise Hoşeng, Hoşin ve Heval isminden üç erkek ile Hingur ve Hevî isminde iki kızı olur.

Osman Sebri 1932 yılında Hawar'da yazmaya başladı. 1993 yılına kadar da çeşitli dergi ve gazetelerde şiir ve yazıları yayınlandı.

11.10.1993 yılında Suriye'nin başkenti Şam'da hayatını kaybeden Osman Sebri'nin naaşı, Derbasi'ye bağlı Berkevire köyünde bulunan şehitlik mezarlığında defnedildi.

Eserleri

Osman Sebri'nin yayınlanan eserlerinin isimleri şöyle: Bahoz 1956, Derdên me 1956 ve Çar leheng ise 1984'de yayınlandı. Ayrıca Osman Sebri'nin 1981 yılında Almanya'da Kürçe dil alfabesi çalışması da yayınlanan eserleri arasındadır. 1998 yılında da Osman Sebri'nin yaklaşık 100 şiiri A. Bali tarafından derlenerek, "Diwana Osman Sebri" ismiyle İsveç'te yayınlandı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Özgürlüğe adanan bir ömür: Osman Sebri
ALİ GÜLER/BERLİN
Özgür Politika 5 Ocak 2005

Şair, edebiyatçı, yazar ve siyasetçi Osman Sebri'nin doğumunun 100. yılı, Berlin'de bulunan Kürt kurumları tarafından, 2005 yılı boyunca çeşitli etkinliklerle kutlandı.

Bu yıl, şair, edebiyatçı, yazar ve siyasetçi Osman Sebri'nin doğumun 100. yılı. Çağdaş Kürt edebiyatına yaptığı hizmetlerin yanı sıra, başta XOYBUN olmak üzere çeşitli siyasi partilerin içinde yürüttüğü mücadeleyle Kürtlerin özgürlüğüne adanan bir ömür onunkisi...

O, özgürlük mücadelesine henüz hayatının baharındayken başladı. Amcalarıyla omuz omuza... Şex Sait isyanıyla atıldı kavgaya, XOYBUN ile alevlendirdi. İshak Nuri Paşa'nın imdadına yetişmek için koyulur asi ve heybetli Ararat Dağı'nın yoluna... Ancak, yarı yolda yakalanarak, zindana atıldı ve Ararat'a gidişi engellendi. Yine de bütün baskı ve tutuklamalara rağmen onun 88 yıllık Kürt Özgürlük Mücadelesi yürüyüşü hiçbir zaman engellenemedi...

İlk eylem: Şex Sait isyanı

Osman Sebri, 1905 yılında, Narince Köyü'nde dünyaya gelir. Çevrede yurtsever biri olarak bilinen Osman Sebri'nin ailesi, 1924 yılında Kürdistan'da başlayan Şex Sait, isyanında aktif yer alır. Bundan dolayı Osman Sebri'nin iki amcası Şükrü ve Nuri, Türk devleti tarafından Amed'de idam edilir. Ape Osman da baskılardan nasibini alır ve bu süreçte iki defa tutuklanarak, Türkiye zindanlarına atılır. Serbest bırakılan Osman Sebri, doğduğu köyünü terk ederek, sürgün yollarına düşer...

XOYBUN'un militanı Ağrı yolunda

Suriye'ye sürgüne giden Ape Osman, burada XOYBUN'un içinde yer alır. Ve mücadelesini burada yürütür. Yüreği ülke ve özgürlük aşkıyla kavrulan Osman Sebri, 1930 yılında İshak Nuri Paşa önderliğinde başlayan Ağrı isyanına katılma kararı alır. Ağrı'ya gitme hazırlığı içinde olan Osman Sebri, Güney Kürdistan'da yakalanır ve burada da bir süre zindanda kalır. Böylece özlemiyle tutuştuğu dağlara ulaşması engellenir. Osman Sebri, zindandan çıkana kadar Ağrı isyanı kanla bastırılmış ve binlerce Kürt vahşice katledilmiştir. Ama onun umutları yıkılmaz, özgürlük hayalleri sürer.

Ve tekrar XOYBUN ile ilişkiye geçerek, faaliyetlerine kaldığı yerden devam eder. Ama Ağrı hep volkan ateşi gibi Osman Sebri'nin yüreğinde yanar. Onun içindir ki, Ape Osman "Agiri" ismiyle 1982 yılında şu şiiri yazıyor:
".... Li sere te ye berz hat xemilandin,

Ba taceke gewr.

Ji we roje da tu xoşewisti,

Li nik me kurdan,

Hinge tu bu qiblegah ji bo mirov,

Di nava cihanda..."

Uzun yıllar Şam'da açtığı birçok kursla Kürt gençlerine Kürtçe dilini öğreten Ape Osman, birçok baskıya maruz kalır. Türkiye, Suriye ve Lüblan olmak üzere 1971 yılına kadar onlarca defa gözaltına alınarak, tutuklanır.

Suriye'de ilk Kürt partisi

Osman Sebri, 1957 yılında Dr. Nûredîn Zaza, Reşîd Hemo ve Hemîdê Derwêş gibi Kürt aydınlarıyla birlikte ilk defa Suriye'de bir Kürt partisini kurar. Ve partinin başkanı seçilir. Bu partide uzun yıllar kalan Osman Sebri, 1971 yılında istifa ederek, kendini tamamen Kürtçe dil, edebiyat ve yazıma verir.

Cegerxwîn ve Bedirxanlı yıllar

Küçüklüğünden beri şiir ve edebiyata ilgi duyan Ape Osman, Suriye'ye çıkmasıyla birlikte çağdaş Kürt edebiyatının isimleri olan Cegerxwîn, Mir Celalet Bedirxan ve Qedri Can ile arkadaşlık eder. Siyasi çalışmalarının yanında Kürt aydınlarıyla birlikte özellikle de M.Celalet Bedirxan ile Kürt yazım çalışmalarının içinde yer alır. Eksik olan Kürtçesini geliştirmek için Celalet'ten dil eğitimi alan Osman Sebri, 1932 yılında M.Celalet Bedirxan tarafından yayınlanmaya başlayan Hawar'ın temel yazarlarındandır. Qedri Can ile birlikte O, artık çağdaş Kürt edebiyatında Bedirxanların yanındadır. Hawar, Ronahî, Stêr ve Roja Nû dergilerinin yazarıdır.

Osman Sebri, 1933 yılında Qedri Can'a olan sevgisini "Ji Biren Rojen Kevin" isimli şiiri ile ifade ediyor:

"İsal sala me qut bu / Si'w sise bune si'w çar, / bi ax u wax, kufin u diltengi bu evar. / Bi dilei şikesti / Min deftara xwe ani, / Tevi qelem divite / Li peşberaa xwe dani. / U çume bazara dil, / Da tişteki bibhisim, / Rupeleki deftere / Reş bikim binivisim. / Daren di geliye dil / Ji ruki bu bun hilor, / Ji nevalen di nav da / Diherikin xwine sor..."

Bedirxanlar'ın Ape Osman'ı

Osman Sebri, Kürtlerin içinde "Apo" olarak tanınır. Apo ismi de M.Celalet Bedirxan'ın eşi Rewşen Hanım tarafından konulur. Rewşen hanım Osman Sebri'yi çok sevdiği ve saygı duyduğu için ona hep Apo diye hitap eder. Ve artık herkes Osman Sebri'ye "Apo" der.

Mir Celalet Bedirxan bir yazısında Osman Sebri'ye ilişkin şunları ifade ediyor: "Osman Sebri, Kürt yazar ve şairler içinde bir ilktir. Onun dili ve kalemi çok net sade ve anlaşılırdır."

Osman Sebri ise yazdığı biyografisinde şunları söylüyor: "Melayê Cizirî ve Ahmedê Xanî'nin eserleri yanımda olmadığı için o yıllarda Türkçe siyasi şiirler okurdum."

Yüzlerce şiir yazan, birçok dergi ve gazeteye öykü, düz yazı yazan Ape Osman, başka bir yazısında "ben bir şair ve edebiyatçıdan ziyade daha çok araştıran ve okuyan biriyim" diye kendisini tanıtıyor. Osman Sebri, 1993 yılında Şam'da son yolculuğuna çıkmıştır.

Cegerxwîn

Asıl adı Şêxmus Hesen olan Cegerxwîn, 1903 yılında Gercüş’ün Hesar köyünde doğdu. Çocuk yaşta babasını ve annesini kaybeden Cegerxwîn, bir süre ablasının, daha sonra da birçok şeyh ve ağanın yanında çobanlık yaptı, çifte çubuğa koşuldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında eniştesi ve ablası ile birlikte Suriye’nin Amud ilçesine geçti ama orada da ağa ve şeyhlerin yanında ırgat olarak çalışmaktan kurtulamadı. Okumaya karar verdi, kendi olanaklarıyla medrese eğitimi aldı ve yıllar süren uğraştan sonra meleliğe hak kazandı. 1920’lerin ortalarında yurtseverlik bilincine kavuşur, giderek sosyalizmi benimser. Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılmasından sonra Suriye’ye geçen Kürt aydınlarının kurduğu Xoybun adlı örgüte katılır. Celadet ve Kamuran Bedirxan kardeşlerin çıkardığı “Hawar” dergisinde çalışır, şiirlerini yayınlar. Cegerxwîn’in 1947 yılında yayınlanan ilk kitabı Cim û Gulperî’den bu yana 8 divanı yayınlanmıştır. Şeyh ve ağalık düzenine tepki, Kürtlerin acılı kaderini değiştirme azmi, sosyalizm idealine bağlılık şiirinin başlıca temalarını oluşturur. Divanları birçok ülkede onlarca baskı yapan Cegerxwîn’in Kürt dili, tarihi ve folkloru üzerine yayınlanmış kitapları da vardır. Yaşamı boyunca kültürel ve siyasal mücadeleye aktif olarak katılan şair, 1979 yılında Avrupa’ya göçmek zorunda kalır, İsveç’e yerleşir. 1984 yılında bu ülkede yaşamını ilçesindeki evinin bahçesindedir. yitirir. Yüzbinlerin katıldığı bir cenaze töreni ile Suriye’de toprağa verilen Cegerxwîn’in mezarı, Kamışlı ilçesindeki evinin bahçesindedir.


Hayat Hikâyesi

Modern Kürt şiirinin öncüsü sayılan Cegerxwîn, Kürt tarihinin en olaylı, değişimlerle dolu dönemi olan 20. yüzyılda yaşamıştır. Bir şair ve eylemci olarak, Kürt tarihi içinde özel bir yer tutan pek çok olaya ya bizzat katılmış, tanık olmuş, ya da olayın kahramanlarıyla sohbet olanağı bulmuştur. Kıtlık, hastalık ve yağmanın hüküm sürdüğü seferberlik yıllarından 1925 Şeyh Sait İsyanı'na, Kürtlere kısmi haklar tanıyan 1958 Irak Devriminden 1970’lerdeki Kürt örgütlenmelerine kadar pek çok olaya yer veriliyor “Hayat Hikâyem”de. Rahat bir üslupla yazılan ve geniş ayrıntılara yer veren kitabın Kürt tarihine olduğu kadar Ortadoğu tarihine de pek çok yönden ışık tuttuğu rahatlıkla söylenebilir. Cegerxwîn’in “Hayat Hikâyem” başlığı altında anlattıkları, gerçekte sadece bu büyük, bilge Kürt şair ve düşünürünün değil tüm Kürtlerin hikâyesidir.

“Şimdiye kadar sadece büyük ve ünlü insanların hayatı yazıldı. Oysa benim düşünceme göre, bu büyük iş, tarihlerini yazma işi, aydına, düşünüre, yurtsevere ve insansevere düşmektedir. Böylece biz hem halkımıza hem de insanlığa kutsal ve yerinde bir hizmette bulunmuş olacağız.” (Cegerxwîn)

Alıntı


Musa Anter
1918 yılında Nusaybin'in Zivin köyünde doğdu. İlkokulu Mardin, orta ve liseyi Adana'da okudu. Öğencilik yıllarının yaz aylarında Suriye'ye giderek Türkiye'den kaçan Kürtçülerle tanıştı. Bunlar Kamuran Bedirhan, Osman Sabri, Haco ve Emini Ahmet'di.Beş arkadaşıyla Kürdistan'ı Kurtarma Cemiyeti'ni kurar.İlk gözaltı öğrencilik yıllarında Dersim isyanı sırasında olur. Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'a sövdüğü için 45 gün gözaltında kalır.Anter Ağa'nın oğlu olduğu için Mustafa Kemal tarafından affedilir.1941 yılında İstanbul’a gider. İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir ama avukatlık ve savcılık yapmaz.1959'da 49'lar ve 1970'lerde Devrimci Doğu Kültür Ocakları ve 12 Eylül döneminde de Kürtçülük propagandası yapmaktan tutuklanır. İlk defa 1934'te tutuklanan Anter, toplam 10 yıl hapis yatar.Evli ve üç çocuk babasıdır.1971'de kapatılan TİP'in yöneticileri arasında yer alan Anter; PKK çizgisindeki Özgür Gündem ve Yeni Ülke gazetelerinde köşe yazarlığı yaparken, Diyarbakır'da silahlı bir saldırı sonucu 20 Eylül 1992 tarihinde öldürüldü.Eserleri:Hatıralarım I-II, Kımıl, Vakainame, Brinareş (Kara Yara)

Kaynak:Musa Anter Öldürüldü Hürriyet 21 Eylül 1992

"Hatıralarım
Musa Anter
Avesta Yayınları / Musa Anter Bütün Eserleri Dizisi

"Türkiye'nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. 'Hem yalnız şahidi mi?' Değil!.. Şanığıyım, mahkumuyum ve davacısıyım."

denilebilir ki Musa sen kim, bu anılarında geçen zatlar kim! Amma bence bu soru yerinde değildir. Çok kere fakir bir adam bir define bulur veya loto-toto'dan para kazanır ve aniden zengin olur. İşte ben de Zıvıng'ın mağaralarından aleme çıkınca o fakir gibi tesadüfen ve de şans mahsülü değerli şahsiyetlerle tanıştım. İşte bu anılarım, bulduğum bu definelerin mahsülüdür.
-Musa Anter-

MUSA ANTER SITESI(BIOGRAFI)
_____________________________________________

QADRICAN

Qadrican 1911 yılında Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Derik’de yapan Qedrican Konya Öğretmen Lisesi’nde okudu. Şeyh Sait ayaklanmasından sonra arkadaşlarıyla birlikte Şam’a yerleşti. Suriye Kürdistan Demokrat Partisi saflarında mücadele etti. Qadrican’ın şiirleri Hawar, Rojahî dergilerinde yayımlandı.
Öykü yazarı da olan Qadrican Grigori Petrov’un Finlilerin yaşam mücadelesi ve İsveç’e karşı yürütülen ulusal kurtuluş mücadelesini anlattğı “Zambak Ülkesinde” adlı kitabını Kürtçe’ye çevirir ve bu çeviri Hawar ve ardından Roja Nu dergilerinde parça parça yayımlanır. Qadrican bu çeviriyle Kürt gençlerinin Finlilerin nasıl ulusal kurtuluş savaşı verdiklerini, özgürlük savaşçılarınının hangi koşullarda ve hangi yöntemlerle İsveç’e karşı mücadele ettiklerini öğrenmelerini ister.
Özellikle Kürt gençlerinin birlik olmasını, özgürlük için mücadeleye atılmaları çağrısında bulunur. Şiirlerinin Kürt ulusal bilinçlenmesine katkı sunmasına özen gösterir. Şiirinde sosyalizme olan ilgisini de ifade eder. Qadrican, Cigerxwin’den etkilenir. “Cigerxwin” adlı şiirinde onun halkı aydınlanmaya, okumaya ve mücadeleye çağırdığını belirtir, Kürt halkı için ne kadar büyük önem taşıdığını ve ülkenin dört bir yanında nam saldığını söyler. 1957 yılında Moskova’da gerçekleştirilecek olan Dünya Gençlik Konferansı Qadrican’ın sanatsal ve politik gelişiminde bu yolculuk bir dönüm noktasıdır. 70-80 gençle birlikte bu yolculuğa çıkmadan önce Qanatê Kurdo’ya bir telgraf çeker ve Moskova’ya geleceğini belirtir. Dönemin tanınmış kürdologlarından İ. A Orbelli ve Qanatê Kurdo’nun yardımıyla Suriye’den yola çıkan Qadrican İstanbul ve Odessa üzerinden Moskova’ya ulaşır. Bu yolculuğunu “Ez dıçım Mosko” adlı şiirinde anlatır. Bu şiirde İstanbul’dan Nâzım’ın kenti olarak bahseder.
____________________________________________________
AHMED ARİF

1927 yilinda Diyarbakir’da dogdu. Ortaögrenimini Diyarbakir Lisesi’nde tamamladi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Felsefe Bölümü ögrencisi iken 1950’de Türk Ceza Yasasi’nin 141. maddesine aykiri davranmak saviyla, 1952’de gizli örgüt kurma saviyla iki kez tutuklandi, yargilandi ve 2 yil hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik islerle ugrasarak yasamini kazandi. Toplumcu gerçekçi siirimizin ustalarindandir. Yasadigi cografyanin duyarliligi ve halk kaynagindaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzini kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthis ezgili çagdas siirler yazdi. 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara’da öldü.

Polis Ahmet Arif'e kendi şiirini okutturamadı

Dünyanın en inatçı adamıydı. Poliste kendisine korkunç işkenceler yapılmıştır. “Bir şiirini oku” demişler, okumamış da. “Beni öyle dövdüler ki! Polis bir dövdü, dövdü. Sonra istasyonun oradaki stadyum var ya, o stada attılar. Orda kaç gün öyle, ölü durumda kaldım, çöpçüler gelip beni oradan kaldırdılar” der.

Ahmed Arif’e yapılan işkence, hiç kimseye yapılmamıştır. Çünkü, Ahmed Arif, kendisine küfür edildiği zaman, aynı şekilde polise karşılık veren bir tip. Babasına, anasına karşı çok saygısı var. Polis ne söylüyorsa, o da aynı yanıtı veriyormuş gücü yettiği kadar.

Ahmed Arif’e ilişkin bir çok bilinmeyen ayrıntı içeren dosyanın en ilginç detayı şairin, tutuklu kaldığı hücresindeki intihar teşebbüsü. Ahmed Arif’in yakın arkadaşı Canip Yıldırım, yıllar sonra şairin hücresindeyken intihara teşebbüs etteğini Esmer'e verdiği özel demeçle gün ışığına çıkarıyor. 

DIYARBEKIR KALESINDEN NOTLAR
VE
ADILOS BEBENIN NINNISI

1.
Varamaz elim
Ayvasina, narina can dayanamazken,
Kirar boynumu yururum.
Kurdun, kusun bilecegi hal degil,
Sormayin hic
Laaaaal...
Kara ferman cikadursun yollara,
Y^arin bahcesi t^arumar,
Kan eder percem
Olancasi bir tutam can,
Kadasina, belasina sundugum,
Ben oleydim loooy...
Elim bos,
Ayagim pusu.
Bir ben bilecegim oysa
Ne ^afat sevdim.
Bir de agzi var dili yok
Diyarbekir Kalesi...
2.
Acar,
Kan kirmizi yediverenler
Ve kar yagar bir yandan,
Savrulur Karacadag,
Savrulur zozan...
Bak, biyigim buz tuttu,
Usuyorum da
Zemheri de uzadikca uzadi,
Seni, baharmisin gibi dusunuyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskin gelmez ki
Seni dusunmenin tadi...
3.
Hamravat suyu dondu,
Diclede dort parmak buz,
Biz kuyudan isliyoruz kaba - kacaga,
Cayi kardan demliyoruz.
Anam sir gibi saklar siyatigini,
<<Yel>> der, <<Baharin gecer>>.
Bacim, ikicanli, agir,
Guzel kizdir, bilirsin.
Ilki bu, bir yandan sakli utanir
Ve bir yandan korkar
Olurum deyi.
Bir can daha cogalacagiz bu kis.
Bebegim, neremde saklayayim seni?
Hos gelir,
Safa gelir,
Ahmed Arif'in yegeni...
4.
Dogdun,
Uc gun ac tuttuk
Uc gun meme vermedik sana
Adilos Bebem,
Hasta dusmeyesin diye,
Toremiz boyle diye,
Saldir simdi memeye,
Saldir da buyu...
Bunlar,
Engerekler ve ciyanlardir,
Bunlar,
Asimiza, ekmegimize
Goz koyanlardir,
Tani bunlari,
Tani da buyu..
Bu, namustur
Kunyemize kazinmis,
Bu da sabir,
Agulardan suzulmus.
Saril bunlara
Saril da buyu...
           Ahmet Arif

BİYOGRAFİLER ALINTIDIR !!!
----TACİRLİ KÖYÜ SİTESİ----
 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
         MAKALELER                      
•  Ferarrisini Satan Nietzche...
Cihan ADIYAMAN
İf istanbul'dan Bahman Ghobadi Geçti ...
Cihan ADIYAMAN
•  Halet i Ruhiyyemiz üzerine Cemil ADIYAMAN 
•   Bir Çocuğun göz yaşı... 
Deniz ÇİFÇİ 

• Özerk yönetimler ve demokrası
Deniz ÇİFÇİ
 
•   Seni Tarif Edemem...
Faruk ÖZTÜRK
•   Sevdanın Adı Aynıdır...
Necef ALTÜRK
Rüya (Şiir)...
İsmail YARAY
                                                   
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Köylümüz Faik Kubilay Öğretmen-Yazar
20.01.2009 14:38:24


LEYLEKLER VE BEN

Leylekler geldi mi?
Leylekler geldi mi anne?
Pembe pembe gülümsüyor mu badem?
Yağmur ......... Yağmur ......... Yine Yağmur.
Akşam sabah , gece gündüz
Neden hiç durmuyor , neden durmuyor
Rüzgardan da kanat takmış
Camlara camlara vuruyor.


Leylekler geldi mi?
Karşı yoncalık doydu mu suya?
Su oturdu mu , şişti mi göletler?
Bu tufanda leylekler çoktan yatar
Uykuya...


Leylekler geldi mi?
Tüyleri pırıl pırıl
Beyaz mı beyaz
Yağmur durdu mu güneş sıcak sıcak parlayacak.
Leyleğin rengi ağaçlara yansıyacak
Göletlere doluşacak leylekler
Kırmızı bacakları bir kalkıp bir inecek
Bıkmadan usanmadan
Bir baştan bir başa
Kısmetini arayacak



Bana söz verdi dedem , anne!
Söz verdi bana dedem
Kesmeyecek kavak ağacını
Devirmeyecek
Kavak ağacının başı yakında
Göğe erecek
Benim ilk leyleğim
Buradaki hazır yuvasına oturacak
Yağmur durdu mu , güneş çıkacak
Sıcak sıcak parlayacak
Leyleğin rengi ağaçlara yansıyacak
İki mi üç mü bilmem
Belki dört beş
Küçük küçük gagalar açık bekleyecek


Duymuştum
Kitaplarda okumuştum
Bende leylek yuvası kuracaktım
Fazla değil azıcık büyüyünce...
Anne leylek sarıp sarmalasın yavrusunu
Korusun yağmurdan , rüzgardan
Bazen de biz çocuklardan
Gönlünce


Düzlük... düzlük...
Sonu gelmez bir ova
Ovanın bu yerinde tek mi tek
Bir kavak ağacı
Gururlu mu gururlu
Yine yağmur çiseliyor
N'olur çıkma rüzgar deli deli
Kavağın kuzey yamacında
Harman yerine denk bir yuva
Yuvada benim leyleğim
Bir kartal kadar da heybetli


Leylekler gelmedi mi?
Leylekler , ne zaman gelecek , leylekler
Ne ....... ne ........... daireler mi çiziyor?
Yavrular soluk soluğa nefes nefese
Yoksa köpek mi var?Belki bir yılan
Kov onları anne, lütfen kov
Akşama sabaha gelecek leylekler
Bir sabah vakti yahut okulu kırdığımızda
İlk leyleği görmek...Yuvasında duruşunu
İşitmek...İşitmek istiyorum
Mahalleninin
Geldi!.. Geldi!.. Leylekler geldi!..
Hep bir ağızdan, hep bir ağızdan
Haykırışını, çırpınışını...
Leylekler gelmiş anne
Gelmiş leylekler..
Ne çok görmek isterdim
Ne çok...
Tanrıya yakarışını


Faik Kubilay-Öğretmen-Yazar
&
EV HANIMINDAN EV BEYİNE

Bugün Pazar kuruldu
Ev eksiği soruldu
Hanım yazdı bir liste
Bey okuyunca yoruldu


Kahve, şeker, çay lazım
Tursil, persil; fay lazım
Güzel kıza toy lazım
Pırtı-sandık alda gel.

Aman! Sucuk hoş olsun,
Peynir, ciğer yaş olsun
Kıyma-tavuk kuş olsun
Böbrek, dalak dilde al!

Unutma tunç tavayı
Sarı sarı ayvayı
Düşünmeli yuvayı
Pencereye tül de al.

Boş tencere, boş tava
Dolu olsun bak kova!
Bugün çok sıcak hava;
Limon-ayran bulda al.

Pasta-börek saklıdır,
Helva-lokum tatlıdır
Baklavalar katlıdır
Dükkanından tartta al!

Badem, ceviz kırılsın
Mısır, nohut kavrulsun
Bir küp turşu kurulsun
Biber, sirke, tuz getir.

Sedef düğme yapılır
Elmas küpe takılır
Altınlarda satılır
Sarraf sarraf gez getir!

Ciğer getir kediye
Yetiş saat yediye
Düğün için hediye
Paket paket düz getir.

Bardak-tabak kırıldı,
Çanak-çömlek yarıldı.
Yaralarım sarıldı
İlaç-merhem tez getir!

Sana-bana pijama
Oğlan-kıza fanila
Büyük-küçük karyola
Metre metre bez getir.

Kilo kilo pastırma
Paket paket makarna
Külah külah dondurma
Erimeden tez getir!

Pahalıdır iyi mal;
Kaliteli yağ ve bal
Helva-lokum kaymak al
Birkaç hamal tut getir!

Mangal kürek bozuldu,
Dirsek-boru kırıldı
Odun-kömür azaldı
Yakmak için gaz getir.

İğne-iplik şiş kayıp
İncik-boncuk pul sayıp
Söylemesi çok ayıp
Cımbız-toka bul getir.

Liste liste yazıldı
Daha neler sayıldı;
Toplar iken kağıdı
Bey düştü bayıldı!

Hanım koştu kaldırdı;
Biraz hava aldırdı.
Bey kendine gelince;
Şaka diye yalvardı!

YUSUF TAĞI(TÜRKDEN)
_________________________
Facebook beğen
 
Reklam
 
KÖYÜMÜZÜ ÇOK SEViYORUZ
 
Tacirli'de Yaşanmış Bir Öykü

__ASLANLAR YARALIDA KÜKRER__
Mehmet Emin Adıyaman
Avukat

1930 li yıllardı Ağrı isyanı bastırılmış, isyana katıldıkları ileri sürülenler bertaraf edilmişti. Çevre köylerden kitleler halinde sürgünler yapılıyordu Ege ve Trakya’ya, Tacirli köyü isyana katılmamıştı. Çevre köy ve aşiretlere göre rahatlardı. Başlarına bir sorun açılmayacaktı. En azından böyle düşünüyorlardı..........
>Devamı için tıklayın<

&

SÖYLEŞİ  :   
Haz:Cemil Adıyaman
Kocaeli Ünv  
Hukuk Fakültesi  
Babam Mehmet Emin Adıyaman ile köyümüz, yöremiz, akrabalarımız ve geçmiş ile gelecek üzerine küçüklüğümüzden beri alışıla gelmiş sohbet ve söyleşilerimiz olmuştur. İstanbul da aile içi iletişimimiz ve sohbetlerimizin en güzel taraflarından biride köyümüze, akraba ve tanıdıklarımıza dair olanlarıdır. Doğrusu babamda köye, yöremize ve geçmişe dair meraklı sorularımıza cevap vermekten ve anlatmaktan büyük keyif alır.         >...Devamı...<
ŞİİR
 
HIÇKIRIK

Sevdandır deliye döndürdü beni.
Güneş idim,aşkın söndürdü beni.
Yeter artık sevgilim anla beni.
O mahmur bakışın öldürdü beni.


Seveyim dedim dertlere büründüm.
Rüzgârda toz, toprak gibi savruldum.
Bir başıma amansız dertlerimle,
Bende diyardan diyara süründüm.

Dertli gönlümde şahların şahısın.
Virane kalbimde,her an ahımsın.
Her gün,her gece ve heran,her yerde,
Hep hatırladıkça ahüvahımsın.

Sevdan başımda tüter duman,duman.
Virane olmuş gönlüm,halim yaman.
Beni benden almış kirpiklerin ok,
İki kaşın yaydır,saçların keman.

Bu dünyada mutluluğa hasretim.
Ne etsende sana yoktur nefretim.
Ben dünyada malı,mülkü neyleyim,
Sensin benim malım,mülküm servetim

İsmail YARAY
 
Şimdiye kadar 113334 ziyaretçisiteye girmiştir
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=